Obezite Nedir? Neden Obez Oluyoruz?
Obezite, sağlığı bozacak derecede vücutta anormal ve aşırı yağ birikmesi olarak tarif edilmekte ve en önemli sağlık sorunlarının başında gelmektedir. Günümüzde önlenebilir ölümlerin sigaradan sonra gelen ikinci en önemli nedenidir. Obezite, özellikle yüksek gelirli ya da üst-orta gelir grubundaki ülkelerin sorunu olsa da, gelişmekte olan ülkelerde de obezitenin hızla artmaktadır. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) Obeziteyi tüm dünyada etkili olan bir pandemi olarak kabul etmektedir. ABD’de 20 yaş ve üzerindeki yetişkinlerin yaklaşık %35’i ve 2-19 yaş grubu çocuk ve adolesanların %17’si obezdir. 2030 yılında bu oranın yaklaşık %50’ye ulaşacağı tahmin edilmektedir. Kısacası Dünya kilo almakta ve maalesef XXL bir nesil gelmektedir.
İnsanlar Neden Obez Olmaktadırlar?
Morbid Obezite gelişiminde; kalıtsal, davranışsal, sosyal, kültürel ve çevresel etkenlerin önemli rol oynadığını söyleyebiliriz. Çağımızda en büyük problem belki de sedanter hayat tarzının yaygın olmasıdır. Eskiden de insanlar aşırı yemek yerlerdi ancak aldıkları enerjinin çok büyük bir kısmını tarlada veya işte çalışarak harcarlardı. Günümüzde ise U-tipi bir hayat tarzı yaygındır. U-tipi hayat şöyle tarif edilebilir; Evden asansörle arabaya, arabayla işe asansörle tekrar arabaya ve arabayla eve gidilen kısır bir döngü vardır. Bu tabi abartılı gibi görünebilir ancak bedensel aktivite sınırlanmış bir hayat tarzı çok yaygındır.
Aldığımız enerji ile harcadığımız enerji arasındaki uçurum her geçen gün artmaktadır. İşlenmiş ve ambalajlı katkı maddeli aşırı kalorili ürünler de ileri derecede tüketilmektedir. Ama kabaca bu risk faktörleri arasında; Aşırı ve yanlış beslenme alışkanlıkları, yetersiz fiziksel aktivite, psikolojik problemler, sosyokültürel etmenler, hormonal ve metabolik etmenler, genetik yatkınlık ve kullanılan bazı ilaçlar (antidepresanlar vb) sayılabilir. Genetik yatkınlık da önemlidir. Ebeveynleri obez olan çocukların adolesan dönemde başlayan obezite sorunu normal topluma oranla daha sık gözlenmektedir. Diğer bir deyişle; aileler çocuklarına her bu konuda kötü örnek olmaktadırlar.
Obez Olduğumuzu ve Ameliyat İçin Uygun Olup Olmadığımızı Nasıl Anlarız?
Günümüzde çok sayıda ölçüm yöntemleri vardır ancak obezite için en yaygın kullanılan iki ölçüm; Vücut Kitle İndeksi (BMI) ve Bel Çevresi (WC) ölçümüdür. VKİ, vücut ağırlığının (kg), boyun (m) karesine bölünmesiyle (kg/m2) ortaya çıkan sonuçtur. 18 kg/m2’in altında olanlar zayıf, 30 kg/m2’nin üzerinde olanlar ise şişman olarak kabul edilmektedir. 40 kg/m2’nin üzeri Morbid Obez, 50 kg/m2’nin üzeri ise Süper Obez olarak kabul edilmektedir. Obezite cerrahisi kararı sadece bu iki ölçüm değeriyle verilmemektedir. Ameliyat öncesi kişinin bedensel ve psikolojik açıdan detaylı değerlendirilmesinin yapılması gerekmektedir.
Obezite Tedavisi Nasıl Yapılmaktadır?
Tıbbi tedavi, egzersiz, davranış tedavisi, ilaç ve cerrahi tedavi olarak sınıflandırılabilir. İlk dördü iyi bir irade, iyi bir Endokrinoloji ve Metabolizma Uzmanı, iyi bir diyetisyen gerektirir. Obezite tedavisinin başarılı olması için hastanın ilaç tedavisinin yanı sıra tıbbi beslenme tedavisi ve egzersiz tedavisini sürdürmeyi kabul etmesi ve düzenli olarak kontrollere gelmesi gerekmektedir. Tüm bu tedavi seçeneklerine rağmen Morbid Obez olarak kalan hastalarda ise günümüzde giderek artan oranda uygulanan kapalı yöntemle ameliyatlar uygulanmaktadır. Obezitede cerrahi yaklaşım temelde ikiye ayrılır. Hacim kısıtlayıcı (Restrictive) ve Emilim bozucu (Malabsorbtive) ve bazen de bu iki yöntemin uygulandığı kombine ameliyatlar şeklinde uygulanmaktadır.
Hacim kısıtlayıcı ameliyatlarda normal insanlara göre oldukça genişlemiş olan midenin büyük bir kısmının çıkarılması söz konusudur. Burada temelde 3 amaç vardır; Midenin hacminin küçültülmesi sonrası insan istese de fazla yemek yiyememektedir. Çünkü hacmin küçülmesi sonrası fazla kaçırdığı taktirde kişye rahatsızlık vermektedir. Restrictive yani hacim küçültme mantığı buradan gelmektedir.Midenin yaklaşık %75-80’lik kısmın çıkarılması ile iştahta da ciddi br azalma olmaktadır. Çıkan mide kısmında iştah hormonlarının büyük çoğunluğu salındığından buranın çıkarılması iştahta da dramatik bir azalmaya neden olmaktadır.Hacmin küçülmesi ile mideye gıda girimi ile beraber mide duvarındaki gerilme ile beraber beyindeki doyma merkezine sinyaller normalden önce gitmekte ve çabuk doyma hissi oluşmaktadır. Tüm bu mekanizmalar ile hastalar kilo vermeye başlamakta ve fazla olan yağ dokusu giderek azalmaktadır.
Emilim bozucu ameliyatlarda ise; midede yine bir miktar hacim kısıtlaması yapılmakta ancak buradaki etkinlik ameliyatın tipine ve şekline göre değişmekle beraber ince bağırsakların belirli br kısmına gıdanın temasının kesilmesi uygulanmaktadır. Yani tıpkı şehir merkezine girmeden çevre yolundan gider gibi gıdalar belirli bir alana temas etmemektedir. Bu sayede emilim bozulmakta ve kilo verme işlemi başlamaktadır. Kombine ameliyatlar ise seçilmiş olgularda hem hacim kısıtlama hacim de emilim bozukluğunun her ikisinin de aynı anda uygulanması ile etki etmektedir.
En Sık Uygulanan Ameliyatlar Nelerdir?
Sleeve Gastrektomi, Gastric Bypass Cerrahisi, Ayarlanabilir Gastric Band Uygulaması, Mini-Gastric Bypass, Combined Ameliyatlar
Günümüzde en sık uygulanan ameliyat “Tüp mide” ya da “Muz Mide” olarak da bilinen Sleeve Gastrektomi ameliyatıdır. Dünyada da ülkemizde de kendi klinik pratiğimizde de en sık uyguladığımız yöntemdir. Hacim kısıtlayıcı olarak yukarda tarif ettiğimiz yöntemdir. Midenin yaklaşık %75-80’lik kısmı vücuttan uzaklaştırılmaktadır.
Seçilmiş olgularda Gastrik Bypass Cerrahisi de 2. Ensık uyguladığımız yöntemdir.
Özellikle Diabeti olan, “Sweet Eater” dediğimiz yeme alışkanlıklarında bozukluk olan kişilerde daha fazla tercih edilmektedir. Her iki yöntemde de obezitede düzelme oranları birbirine yakındır. Ancak Bypass cerrahisinin diabeti tedavi etmedeki etkinliği Sleeve Gastrektomiye oranla nispeten daha iyidir.
Nasıl ki tek bir elbise herkese uymaz ise tek bir ameliyat yöntemi de herkese uygun olmamaktadır. Hasta bazlı karar vermek gerekir. Hekim ile hasta her yöntemin avantajlarını ve dezavantajlarını tartışıp kişiye en uygun yöntem tercih edilmelidir.
Ameliyat Açık Yöntemle mi Kapalı Yöntemle mi Uygulanmaktadır?
Neredeyse tamamına yakını kapalı yani laparoskopik yöntemle uygulanmaktadır. Laparoskopik cerrahide karın duvarında açılan birkaç küçük delikten sokulan mikro-kamera aracılığı ile ameliyatlar, ekranda seyredilerek gerçekleştirilir.
Laparoskopik ameliyatların en önemli avantajları:
- Genel olarak kamera yardımı ile batın gaz ile doldurulduktan sonra daha güzel ve geniş bir açıdan değerlendirme imkanı olmaktadır.
- Ameliyat sonrası ağrı duyulmasının minumuma iner.
- Ameliyattan kısa bir süre sonra hareket edilebililir.
- Estetik olarak, iyi sonuçlar elde edilmesi söz konusudur.
- Ameliyat sırasında çok az kanama olur.
- Cilt kesileri küçük olduğu için, çok küçük bir yara izi kalır.
- Geniş kesiler olmadığından enfeksiyon oranı daha düşüktür.
- İyileşme daha çabuk olduğu için işe başlama ve normal hayata dönüş açık cerrahiye oranla kısadır.
- Standart ameliyatlarda hastanede kalış süresi kısa olmaktadır. (maksimum 1 gün)
- Uzun dönemde ameliyata bağlı barsak yapışıklığını önlemesi söz konusudur.
Ameliyat Sonrası Hastanede Ne Kadar Kalınmaktadır?
Genel olarak ameliyatın şekline göre değişmekle beraber ortalama 2-3 gün hastanede kalınmaktadır. Taburcu olurken ise diyetisyen ile tüm hastalar konsulte edilir ve hastaya uygun beslenme önerileri oluşturulmaktadır. İlk hafta sıvı sonrasında yumuşak gıdalar ve 1. Ay civarında da katı gıdalara geçiş sağlanmaktadır.
Ameliyat Sonrası Spor Gerekli midir?
Kesinlikle spor hayatımızın merkezinde olmalıdır. Genel olarak ilk birinci ay içinde hastaların hareketli olması istenir. 1-3 aya arasında ise yüzme ve tempolu yürüyüş önerilmektedir. 3.aydan itibaren ise bir spor salonuna yazılıp düzenli spor önermekteyiz.